Mobilet ile Kozan-> Kemaliye-> Çayeli-> Batum-> Kaçkarlar-> BURSA :)

Eve dönüş rotam Rize’deki kursumun onaylanması ile kesinleşmişti. Eve, Kozan’dan Kemaliye’ye oradan da Rize’ye havalar iyi giderse Kaçkarlar’a ve tüm Karadeniz sahili boyunca motosiklet ile gidecektim. Hedefim tüm bu yolcuğu tek parça tamamlamaktı. 🙂
Uzun bir süredir kamp yapmıyordum ve hazırlanmak bana zor geldi. Unutmuşum. Onca yıllık çadır ve kamp hayatına rağmen insan konfora alışınca hazırlanmak ne kadar da zor oluyormuş… Birkaç gün önceden hazırlanmaya başladım.

Sabah erkenden yola çıktım hedefim bir gün içerisinde Kemaliye’ye varmaktı. Uzun bir süredir ayrılmadığım Kozan’ı terk ederken terk etmenin çoşkusu ile bağırıp eğleniyordum. Tam 30 kilometre  gitmiştim ki;  uyku tulumumu evde unuttuğumu anladım.(Gerizekalı!) Kozan’ı terk etmenin çoşkusu  ve bağırışlar yerini kendime ettiğim yüksek sesle küfürlere bırakmıştı.
Şimdiden yaklaşık bir buçuk saatlik hedefimden uzaklaşmıştım. Bu zaten kritik olarak yetişecek zamanımı daha da azaltmıştı.(Kemaliye paralel bir evrendeydi ve giderek uzaklaşıyordu sanki nasıl gaza geldiysem :))
Rota olarak hedefim, otobanlar yerine daha fazla güzel doğaya sahip olan Toros’lardan ve Anadolu’nun daha az kullanılan, manzaralı yollarından geçmekti.(Belasını arayan macerayı seven adam enseden saçlı olanı:) Derken 100 km sonra yolu kaybettim.(Hahahaha!) Bu da bir klasiktir değil mi? Andırın’da yolu bulmak zor oldu köylerin birinden giderken ya bir tabela eksik olmalı ya da ben görmemiş olmalıyım. .(Gerizekalı-2!)  Bu yüzden ilk işim eve vardıktan hemen sonra GPS li bir telefon almak oldu 🙂 Elveda Kemaliye! biraz daha uzaktım artık 🙂
Geben ve Göksun arası harika manzarası ve boşluğu ile beni çok etkiledi umarım yakın bir zamanda buradan bir bisiklet yolculuğu yaparak hakkını daha fazla verebilirim.(Aynı yolda gene kaybolacağıma eminim)
Elbistan’ı geçtikten sonra ufuktaki karanlık bulutlar ile karşılaşmaya başladım.(Hikayenin bu kısmı Patagonya’da geçiyor sanki 🙂 Hoş Göksun’a girdiğimden bu yana hep görüyordum o bulutları ama insandaki çaresizlik psikolojisi ile benim yolumun üzerinde olduğunu düşünmek istemiyordum. Giderek bulutlar toplandı ve gök gürültüsü ve düşen yıldırımlar ile birlikte beni Elbistan’dan sonra Malatya yolunda yakaladı.(South Park’ta Kenny’nin her ölümünde Kyle’ında dediği gibi YOU BASTARDS!) Öylesine saçma bir yerde kalmıştım ki etrafım bomboş bir arazi ve altına sığınabileceğim hiçbir şey yokken kilometrelerce gitmek zorunda kaldım. Tamamen sırılsıklam olmuştum ki, küçük bir köy gördüm ve bir eve sığındım.
Ev sahibim beni ağırladı ve içecek birşeyler ikram etti. Hava açınca tekrar yola düştüm. Artık Kemaliye’ye bugün gidemeyeceğime inanmaya başlamıştım. Çok ıslanmıştım ve çok üşüyordum yağmur yağmıyordu ama hava çok soğuktu. Bir sonraki köye girmek üzereydim(Elbistan Malatya arası Gücük Köyü) ve köşe başındaki adama bu köyde sığınabileceğim bir yer olup olmadığını sordum. Adam tuttuğu gibi beni evine götürdü. Tüm etnik gruplara ve inanç sistemlerine saygılıyımdır ama bir çoğu ile gündelik hayatta çok sık karşılaşmayız. Adam bana bu köyün Alevi köyü olduğunu ve burada başıma hiçbir şey gelmeyeceğini defalarca söyledi. Gerçekten de haklıydı.

Hemen benim yemem için birşeyler hazırlandı bana inanılmaz derecede iyi davrandılar ve misafir ettiler. Gerçekten Anadolu insanının bu kadar misafir olduğunu görmek çok güzel. Akşama kalmam için ısrar etseler de ben yolumda gidebildiğim kadar gitmeyi istiyordum ve gittim.(Ne gereği varsa:) Beni uğurladılar.

Malatya’yı geçtim. Artık yorgunluktan ölmek üzereydim. Hava karardığında her şeye, tüm sorunlara rağmen Kemaliye’ye çok yaklaşmıştım. Arapgir’deydim. Akşam yemeğimi yedim. Yol üzerinde kamp kurabileceğim bir yer sordum tarif ettiler ve geceyi Dutluca yakınında kamp kurarak geçirdim. Gece Kemaliye’ye bu kadar yakınken devam etsem mi diye düşünsem de sabah kalkıp yola düşüp Dutluca inişindeki bol virajlı inişi ve Kemaliye yolu boyunca virajlı dar ve bir tarafı uçurum olan yolu görünce bunu yapmadığım için mutlu oldum.
Ertesi gün Kemaliye’deydim. Şenlik ve ve eski tanıdıkları görmek güzel olmuştu. Kemaliye güzel bir yer ama ulaşım oldukça zor. Tatilde sınırlı zamanları olanlar için üzgünüm.

Beğendin mi ? ÇOK!
Bir daha gelir misin? YOK 🙂

Üç gün kaldıktan sonra kursum için Rize’ye geçiyordum sabah. Kemaliye ve Refahiye arasında saatlerce yalnız başıma, bir araba ve yerleşim yeri görmeden  yolculuk yaptım adeta “kayıp otobandaydım”. Hoş pek de otoban sayılmazdı bozuk bir tarla yoluydu adeta 🙂
Refahiye sonrası Erzincan otobanındaydım, oradan da Gümüşhane… Kelkit çok güzel bir coğrafyaya sahip muhakkak görülmeli yaklaşık iki bin küsür metrelik bir geçitten geçtim ve Gümüşhane girmeden tekrar sağanak yağmur ile ıslandım bu sefer bir otobüs durağına sığınmaya başladım. Artık Zigana’yı geçtikten sonra ıslanacağım gerçeğini kabul etmiş ve bunun korkusu ile yolculuk yapıyordum ki bir mucize oldu ve ıslanmadan Rize Çayeli’ne ulaşmaya başardım. 15 günlük kursum başladı ve aradaki hafta sonu Batum’a, Uzungöl’e, Sümele Manastırına ve Ayder yaylasına grup ile birlikte gittik. Grup yolculuğu bana yalnız yolculuk yapmanın ne kadar güzel olduğunu bir kez saha ispatladı. Uzungöl’e ve Ayder yaylasına lütfen gitmeyin. Çok bozulmuş ve hiç doğal olmak ile alakası kalmamış.(Oraya gitmeyin diyen bir gezi yazısı da oldukça ilginç bir tarz 🙂 Motosiklet ile Batum’a geçmeyi planlıyordum ama grup olarak gidince buraya yalnız gitmekten vazgeçtim. Batum’da görülmesi gereken en önemli yer bence botanik parkı! Karadeniz’in mikro klima ortamı burası için dünya da eşi benzeri bulunmayan bir botanik ortamı sağlamış. İki saat içerisinde parkın ancak yüzde on gibi küçük bir kısmını gezebildik maalesef.

Kurs bitti ve Kaçkarlar zamanı geldi. Günlerdir bunu beklememe rağmen hasta olmuştum ve iyi hissetmiyordum.(Kötülerde hasta olur 🙂 Ama gene de gittim bu kadar yakınken bırakamazdım.

Ardeşen ve oradan da Çamlıhemşin! Yol üzerinde Ardeşen’i geçmiştim ki Çamlıhemşin’e kadar gene yağmurda ıslandım! Çok mutsuzdum, hastaydım, üşüyordum. Yolda Zilkale’de durdum ve gezdim.
Kamp yapacağım Çat Köyüne geldim. Yolda geçtiğim köylerdeki bütün köylüler adeta beni bir görev bilinci ile ayılar konusunda uyarmayı ihmal etmediler. “Ayılara dikkat et!” “-Tamam ederim!” demekten başka şansım yoktu sanırım.(Gece boyunca kaçan uykum ile birlikte tek başıma oldukça dikkatliydim 🙂 Kaçkarlar zirvelerine çok yaklaşmıştım hatta milli parkın içinde kamp yapmıştım ama hasta olduğum için ertesi gün ayılara da akşam yemeği olmadan ilk yağmursuz açıklıkta tüydüm. Artık evin yoluna düşmüştüm.
Giresun Piraziz’e ulaştım ve üç gün boyunca burada kaldım:)  Dördüncü günün sabahında erkenden tekrar yola çıktım artık beni mutlu eden tek şey yolda yağmur altında ıslanmayacak olmam olmuştu, gerisi önemsizdi.(Sanırım Doğu Karadeniz’i arkamda bırakmanın verdiği rahatlık! Erken mi konuştum acaba?) Samsunu geçtim, Sinop’a geldim. Ardeşen ve Sinop arası yol çok sıkıcı, akıcı bir otoban ama Sinop’tan sonra yol harika olmuştu. Kesinlikle hedefim önümüzdeki yıl Sinop – Amasra yolunu bisiklet ile gitmek, çok güzel doğal bir coğrafya, her yer kamp yeri ve deniz:) insan daha ne ister ki? Geceyi Doğanyurt’ta karşı yönden gelen bisiklet ile gelen Adanalı Peyami abi ile kamp kurarak geçirdik. Sabah kalktığımızda birbirimize şans dileyerek aksi yönlere gittik.
Herhalde yol boyunca Abana ve Kurucaşile arasında hayatım boyunca döndüğüm virajlı yollardan daha fazla viraj dönmüşümdür.  Harikaydı! Yazarken bile ne kadar özlemiş olduğum duygusuna kapılıyorum. Çok güzel ve doğal bir manzara…
Amasra’dan sonra gene otoban ve en sonunda Bursa ve ev.
Üstelik Kaçkarlardan sonra hiç yağmurla ıslanmamıştım bile 🙂 Evet öylesine çok yağmurda ıslandım ki; bin küsür km deniz kıyısında gitmeme rağmen bir kez bile denize girmedim J Benim için güzel bir yolculuk oldu.(Eve tek parça ulaşmanın derin mutluluğu) Umarım ilerleyen zamanlarda daha güzel ve daha farklı yolculukları hep beraber  yapabiliriz(Kemaliye yöresine ait bir rap parçasında da dediği gibi;  “Come on everybody” 🙂

Erkan ÇİL
Bursa

Yorum Bırakın

  • (yayımlanmayacak)